İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eski İmar ve Planlama Dairesi Başkanı Yük. Mimar Mehmet Yıldız’ın kaleminden hikaye tadında okuyacaksınız.
NİKSAR ORTAOKULU (Sonradan Lise Olmuştur.)
1943-44 yılında hizmete girip, yaklaşık 25 yıl Niksar’ın ve köylerinin çocukları yanında, çevre ilçelerin çocuklarına da hizmet verdi Niksar Ortaokulu.
Niksar ortaokulu iki katlı, (L) formunda, geniş bir bahçe içinde, beyaz boyalı, bol pencereli aydınlık sınıfları olan bir bina.
Okul binasının doğu batı aksında uzanan ana kütlesinde, kuzeye bakan geniş bir koridordan girilen üç sınıfı var ortada. Bu sınıflara bitişik, doğuda ve batıda, ara sahanlıklı, geniş ve rahat iki merdiven.
Batıdaki merdivenden sonra blok başında, zemin katta kız ve erkek öğrenci tuvaletleri, birinci katta tuvaletlerin üzerine gelen yerde Fizik-Kimya Sınıfı ve Laboratuvar olarak kullanılan bir sınıf.
Doğu taraftaki merdivenin önü, merdiven genişliğinde koridor olarak kuzeye doğru uzanarak L blokun kısa uzantısını oluşturuyor.
Koridoru, blok başında büyükçe bir sınıf sonlandırmış.
Birinci katta kütüphane ve Türkçe sınıfı olarak kullanılan mekânın altı, zemin katta kızların iş atölyesi.
Okul blokunun doğu cephesine üç oda sıralanmış. Diğerlerine göre biraz daha büyük olan, alt katta müdür yardımcısı, üst katta araç odası.
Diğer iki odadan biri zemin katta öğretmenler girişi, diğerleri üstte ve altta müdür ve öğretmenler odası olarak kullanılıyor.
Güneye bakan iki merdiven arasındaki üç sınıftan zemin kattakiler; iş bilgisi sınıfı, ortadaki resim ve müzik sınıfı, bitişiği ise tarih-coğrafya-yurttaşlık bilgisi sınıfı.
Üst katta, batıdan itibaren Fransızca, ortadaki tabiat bilgisi ve tarım iş, doğuda kalan sınıf ise matematik geometri sınıfı olarak kullanılmaktadır.
Geniş koridorda sınıf duvarlarına bitişik raf gurupları bulunuyor. Öğrenciler sabit bir sınıfta ders yapmadıkları için ders aralarında çantalarını bu raflardaki gözlere bırakıyorlar.
Her dersin sınıfında o dersle ilgili materyaller ve araçlar bulunuyor. Bu sistemde okuyan öğrencilerin anlattıklarına göre, başta tabiat bilgisi sınıfı olmak üzere bütün sınıflar, o dersle ilgili görsellerle süslenmişti. Öğrenciler, anlatılan dersi daha kolay anlıyorlardı. (1)
Öğrenci sayısının ve şube sayısının artması ile 1958-59 öğrenim yılında bu sistemi yürütmek zorlaştı. Bu tarihten sonra sabit sınıf uygulamasına geçildi.
Okulun bahçesi çok geniş ve taş duvarlarla çevrili. Ana yoldan, okulun doğusundaki öğretmenler girişine uzanan beton kaplı yaya yolu, okulun doğusunda kalan bahçeyi, öndeki büyük okul bahçesinden ve tören alanından ayırıyor. Okulun doğusundaki bahçe ağaçlık ve etrafında oturma yerleri bulunan bir de süs havuzu var.
Okul bahçesine öğrencilerin girişi; binanın batı ucuna yakın yerdeki ana girişinin tam karşısında, bahçeyi kuzeyden çeviren duvarda, çift kanatlı demirden bir bahçe kapısı.
Bu girişin batısındaki alanın ortasında voleybol ve basketbol sahası bulunuyor. Bahçeyi çeviren taş duvarların iç tarafına, duvarlar boyunca sıra ile akasya ağaçları dikilmiş.
Okul blokunun batısında, okuldan daha küçük iki katlı bina pansiyon olarak planlanmış ve yapılmış.
Okulun güneyinde, belli bir mesafeden sonra bir set duvarı bulunuyor. Duvarın üst kotunda, tarım dersi uygulamaları için kullanılan bir de bahçe var.
Niksar Ortaokulunun yapılış hikâyesini, Hami Karslı Arşivinde (hamikarsli.com) yayınlanmış bir yazıdan; Prof. Dr. Turgut Özeke’nin “Anılar İçinde Niksar” kitabında anlattığı yazısının bir bölümünü okuyarak öğrenelim.
Hânegâh Mahallesinde, okulun yapıldığı yerin önceki durumunu, o bahçelerin sahiplerini, 1939 depreminin yarattığı ekonomik yoklukta Niksar’ın ileri gelenlerinin bir dernek kurarak okulu nasıl yaptıklarını anlatıyor Prof. Dr. Turgut Özeke.
“Burası, okulun bulunduğu kısım yüksek bir bahçelik, (…).”
“Bu bahçeler Nuri Efendiler’in (Zeki Ahıska’nın babası), Mustafa Amcalar’ın (Hasan Taştan’ın babası, ikisi de belediyeden emekli) ve de Boynudelikler’in bahçeleri idi. Bu iki tepenin ortası ise düzlenmiş, spor sahası olarak kullanılıyordu. Burada milli bayramlar yapılır, bize göre görkemli törenler olurdu.” (….)
Sayın Özeke; “… 1942 veya 1943 yılı olabilir. Ufak bir temel atma töreni de yapıldı zannediyorum.” Diye anlatmış yapım yılını
“Halk tütünden birkaç kuruş para alırdı. O da bir buçuk yıl emeğin karşılığı idi ve aileyi zor geçindirirdi. Bu nedenle herkes çocuğunu Tokat’a ortaokula gönderip okutamazdı.” (……)
“İşte bu ortam içinde Niksar’ın ileri gelenleri bir dernek kurup ortaokul yaptırmayı düşünmüşler. Çeşitli kaynaklardan okul yaptırmak için paralar toplanmış. O yıllarda Niksar’ın önemli bir gelir kaynağı olan tütün satışlarından bir miktar para yardımı kesildiğini de hatırlıyorum.” (…)
Okul yaptırma derneğinde kimler vardı; hatırlayabildiğim kadarıyla Celepoğlu Ahmet Efendi, Müftü Sait Tahmisçioğlu, Tayyareci Kâmil Efendi ile Niksar’ın ileri gelen esnafı ve halk. Bilhassa fakir halkımız okul yapımına çok destek olmuştur.” (…)
“Ortaokul 1943-1944 ders yılında eğitime başladı. O zamanlar Millî Eğitim Bakanlığı kadro vermemiş, sadece öğretmen atayabilmişti. Bu öğretmenlerin maaşlarını öğrenci velileri –her öğrenci başına yıllık elli lira vermek suretiyle – dernek yoluyla ödemişlerdi. Bu para o zamanlar herkesin ödeyebileceği bir meblağ değildi.” (…..)
“İlk yıl, birinci sınıfa alınan öğrenci sayısı tahminen 40-50 kişi idi. Bu öğrenciler içerisinde yaşları büyük ağabey ve ablalar vardı. Benim okuduğum 1950-1951 yıllarında öğrenci sayısı 110-120 idi. (…) Niksar ortaokulu inşaatı iki yıl sürdü.”
“Okulun yapımı uzun uğraşılardan sonra tamamlandı. Bina tamamen ahşaptan yapıldığı için çok kereste harcandı. Sonraki yıllarda bu binayı korumak oldukça zor oldu. Ancak görev yapan yönetici, öğretmen ve diğer personel binanın korunmasına çok özen gösterdiler. Daha ileriki yıllarda, gereksinim duyulması nedeniyle okulun yanındaki pansiyon binası yapıldı. Erbaa, Reşadiye, Ünye yörelerinden ve Niksar’ın köylerinden gelen yüzlerce çocuk bu pansiyon binasından yararlandılar.” (2)
1959-60 öğrenim yılında ortaokula başlayan Mehmet ve Mehmet, okul blokunun batısındaki ana girişin tam karşısında, zemin kattaki 1D sınıfında okuyacaklar. 1A, 1B, 1C sınıflarındaki çocuklar Niksarlı, ya da çevre ilçelerden gelen, şehir çocukları.
Köyden gelen çocukların tamamı, 1D sınıfında, diğerlerine karışmadan bir sene geçirip ikinci sınıfta diğer öğrencilerin bulunduğu sınıflara dağıtılacaklar. İlk seneyi şehir yaşamına alışma süresi olarak uygun bulmuş eğitimciler.
Hacı Ahmet Yıldız çocuklar için tek gözlü bir ev tuttu.
Üngör Sinemasının arkasında, Çanakçı Deresinin güneyindeki yola cepheli, bahçe içindeki bir evin arka bahçesinde tek gözlü bir müştemilat.
Çilhane Camisinin yanındaki köprüden karşıya geçtikten sonra sola dönüldüğünde sağdaki üçüncü ev. Hacı Salih ve Hacı Ahmet Tuğlu’ya ait evin müştemilatı çocukların yeni evi.
Bahçe kapısından girildiğinde Tuğluların evi solda kalıyor. Evin yanından ilerlendiğinde arka bahçede sağda, tabanı bahçeden 1,00 metre kadar yukarıda, birkaç basamakla çıkılan, boydan boya uzanan balkonu olan tek katlı bir müştemilat burası. O balkondan tek göz odaya giriliyor. Bu tek katlı, tek odalı ev, çocukların yeni yuvası olacak artık.
Öndeki balkonun sonunda, o balkondan girilen bir tuvaleti var.
Yaklaşık 4/4 ebadındaki odada, giriş kapısının tam karşısında, kuzey duvarında ortada bir ocak, ocağın bacadının sol tarafında bir yüklük, sağ tarafında bir yıkanma cağı var. Bu iki bölümün önüne birer basma perde asılmış. Perdeleri karşılıklı duvarlara çakılmış çivilere bağlanmış ipler tutuyor.
Soldaki yüklükte üç kat yatak yığılı. İki takım yatak çocukların, bir takım yatak da onları kontrol etmeye gelecek babalarının kalacağı yedek yatak.
Adil ile Amcası Hacı Ahmet anlaştılar. Çocukların yanına her hafta birisi gelecek, onlara gösterecekleri fırından alacakları ekmeğin ve bakkaldan alacakları helva ve zeytinin parasını ödeyecek, varsa diğer ihtiyaçlarını karşılayacaklar.
Köyden, bulgur, aşlık, tereyağı ve patates getirip bıraktılar tuttukları eve. İhtiyaçları olacağını düşündükleri kap kaçak da temin edildi. İsterlerse sıcak yemek yapacakları kap kacak da hazırladılar.
Okul açıldığı zaman Adil getirdi çocukları Niksar’a.
Çocuklar geldiğinde, elbiselerini asacak yer ve askı yeri olmadığı çıktı ortaya. Adil ev sahiplerine “tahta olup olmadığını” sordu. Bulduğu tahtaları duvara çivilerle sabitledi, tahtaya çaktığı birkaç çiviyi hafif yukarıya doğru eğerek, “Şimdilik bunlara asın elbiselerinizi. Ben sonra doğru dürüst askılık alır, onları çakarım bu tahtalara” diyerek o soruna da geçici bir çözüm buldu.
Çocukları yanına alarak Leylekli Köprüden Arasta Çarşısına götürdü.
Köşedeki fırıncı ile tanıştırdı onları. “Buradan ekmek alıp yazdıracaksınız, parasını hafta günleri ödeyeceğiz. Tamam mı?” diye tembihledi fırıncının yanında.
Yürüyüp bir dükkânın önünde durdular. Adamın müşterisi olduğu için beklediler biraz. Küçük dükkân boşaldığında adama, “Çocuklar bunlar. İkisinin adı da Memet. İhtiyaçlarını alıp yazdıracaklar. Konuştuğumuz gibi hafta günü ya ben ya Ahmet Emmim gelip aldıklarının parasını ödeyeceğiz. Ama ifrata kaçmasınlar dikkat et Kaya Efendi” diye de uyardı adamı Adil.
“Gelmişken helva alalım biraz diyerek helva aldı, dönüşte fırından üç somun alıp eve döndüler. O gece onlarla kalan Adil sabahleyin, “İsteseniz evden okula kadar gidip gelelim. Yolu iyice öğrenirsiniz” dediğinde Ahmet Emmisinin Mehmet, “Yok Emmi, yolu biliyoruz biz. Kendimiz gider geliriz.” dedi.
Adil, gitmeden size biraz çorba, biraz da pilav yapacağım, hem de öğreteceğim” diyerek ocağa ateşi yakmaya başladı. “Balkondaki odunlar bizim, kenarda çıra da var. Ateş yakmanız kolay olur ama ateşi söndürmeden yatmak ya da evden çıkmak yok. Tamam mı?”
“Tamam Emmi” dedi yeğeni Mehmet.
Adil, malzemeleri ne kadar koyacağını anlatarak önce çorba tenceresini ocağa koydu. “Analarınızın yaptığı kadar güzel olmaz ama yemeğinizi ihmal etmeyin. Şimdi söyleyeceklerimi dikkatle dinleyin çocuklar” diyerek ciddi bir tavır takındı.
“Kavga gürültü, sağa sola sataşma yok. Okula birlikte gidip geleceksiniz. ‘Sizi babanız bekliyor, amcanız çağırıyoruz’ diyen birine kanıp peşi sıra gitmeyin sakın. İnsanlardan her kötülük gelebilir. Sakın bunu unutmayın. Derslerinizde birbirinize yardımcı olun tamam mı?”
“Tamam” dediler.
Adil pilavın nasıl yapılacağını anlatırken, “Yazın isterseniz” dedi.
Yeğeni Mehmet, “Emmi, anam anlattı bana kendisi pişirirken. Patates yemeği, çorba, mercimek hepsini öğretti.”
“İyi o zaman, mercimek yemeğini çok yaparsınız. İçine biraz kesilmiş hamur koymayı da unutmayın. Mercimek et kadar yararlıdır.”
Çorba ve pilav piştikten sonra pilavdan birkaç kaşık alıp yiyen Adil, “Güzel olmuş, öğlen olmadan ben yola çıkayım” dedi ve kalktı ayağa.
“Dediklerimi unutmayın ha! Aklınızı da başınıza alın.”
Oğluna dönerek “Kayıt için geleceğin sabah dediklerimi unutma. Memed’e de anlat. Çuka, girebi (ucu çengelli, çobanların kullandığı nacak) ve koyunlar da seni bekliyor olacak Memet” diyerek Hacı Amcasının oğlunu uyardı.
Yeğeni Mehmet, Amcasının ne demek istediğini anlamadı ama soru da sormadı.
“İyi, Allah’a ısmarladık, ben handan atı alıp gecikmeden yola çıkacağım. Kalın sağlıcakla” diyerek evden ayrıldı Adil.
Ev Mehmetlere kaldığında “çak” yapıp dışarıya etrafı keşfe çıktı iki çocuk.
Bahçeyi geçip, bahçe kapısından çıtılar, sola döndüler. Çanakçı deresini takip eden yoldan düz giderlerse Gaziahmet ilkokulunun önüne çıkacaklarını biliyorlar. O nedenle derenin üzerindeki köprüye, sağa yöneldiler. Köprü dar ve düzgün taşlarla yapılmış derenin üzerinden hayli yüksekte, kemerli bir köprü.
Karşıya geçtiklerinde solda bir cami, sağda merdivenlerle inilen çatısı yoldan aşağıda tek katlı bir bina var. Merdivenlerden inen ve çıkan birkaç kişi gördüler. Birbirlerine merakla bakışarak merdivenlerden aşağı yürüdüler. Sonra yüzlerini buruşturarak geri döndüler. Bu bir umumi tuvalet. Yukarı doğru yürüyerek caddeye çıktılar. Bu caddeyi, sağ taraftaki Üngör Sinemasını, yüksek set duvarı üzerindeki hükümet konağını, sola doğru gidildiğinde sokak içindeki Cenoğun hanını, köşedeki mütevazi belediye binasını gayet iyi biliyor çocuklar.
“Sinemaya bakalım” dedi Büyük Mehmet.
Sinemanın başlama saati olsun olmasın, sineme önünde günün her saatinde film afişlerine bakan birkaç kişi, genellikle de çocuklar mutlaka olur o kapı önlerinde. Oynayacak filmin başrolünde bir şarkıcı rol almışsa, onun şarkıları çalar gün boyu hoparlörlerden. Popüler olan şarkılardan esinlenerek yazılan senaryolara göre çekilen acıklı filmlerin her zaman seyircisi olmuştur Anadolu kentlerinde.
Sinema önlerinde vakit geçiren gençler ve çocuklar müzik dinlerken kendilerini de afişteki oyuncularla özdeş sayarlar.
İki çocuk oynayan filme baktılar. Büyük Mehmet Sinema konusunda daha tecrübeli diğerine göre.
“Ana Kucağı oynuyormuş bu akşam. Bu film iyi değildir. Bak gelecek program Aşkın Gözyaşları oynayacakmış. O daha acıklıdır. Belki ona gideriz, haydi” diyerek kuzenini kolundan hafif tutarak geldikleri yöne döndürdü. Caddeyi takip ederek yürüdüler ana cadde. Keşfi camisine kadar gittiler, sola dönüp Çanakçı köprüsünden karşıya geçip geriye döndüler. Bir süre sonra ortaokula dönen yolun bulunduğu kavşağa geldiler.
“Tersten dolanarak Ortaokul yoluna geldik ya” diyerek etrafına bakındı Küçük Mehmet ve ekledi, “Niksar o kadar da büyük değilmiş canım” dedi.
“Tepelerde yamaçlarda çok ev görünüyor ama ana caddeleri bu kadar demek ki” dedi Büyük Mehmet ve kuzenine dönerek, “Ortaokula kadar gidelim mi?”
Cevap almadan Ortaokul yoluna döndüler. Biraz sonra okulun önüne vardıklarında bahçede oynayan, bisiklet süren çocukların olduğunu gördüler. İçeri girmeden onları izlediler bir süre.
Niksar’da ana yollar çok dar, evlerin bulunduğu bölgeler çok meyilli olduğu için mahalle aralarında çocukların oynayacağı, vakit geçireceği alanlar bulunmuyor. Bu nedenle genellikle çevredeki mahallelerin çocukları, ortaokulun bahçesinde oynuyorlar.
Duvarın dışından bahçede oynayan çocukları biraz daha izlediler.
“Eve dönelim” dedi Büyük Mehmet. “Nasıl olsa iki gün sonra buradayız.”
Mehmet Yıldız
22.03.2021 İstanbul
(1) Yılmaz Celepoğlu’nun çizdiği kroki ve o dönem öğrencilerinin verdiği bilgiler.
(2) Prof. Dr. Turgut Özeke’nin “Anılar İçinde Niksar” kitabından bölümler.