Geçtiğimiz yıl (Ocak 2020) kaybettiğimiz, Derneğimiz Kurucu Başkanı Yüksel Altuner’in kaleminden 1940’larda Niksar…
KASABAMDA DİN HOCALARI
Çocukluğumdaki Niksar Müftülerini geçen yazımda anlatmaya çalıştım. Bu yazımda tanıdığım din hocalarını anlatmaya çalışacağım.
Ben, İlk kuran yazısını, İlk Okul ikinci sınıfta, İsmail amcamın hanımı Zeynep yengeden öğrenmeye başladım. Beşinci sınıfı bitirince de, yaz tatilinde Çilhane Camiinde Diyanetin açtığı kursa gittim. Kurs öğretmenimiz, Mehmet Ali hoca idi. Mehmet Ali hoca “Ünyeli” diye bilinir. Camide 15-20 öğrenci olurduk. Kimimiz öğrendik, kimimiz sadece gelip gittik. Ben öğrenenlerdenim.
Mehmet Ali hoca hatim yaptırmaya çalışırdı. Ama kimseyi zorlamadı. Sevecen ve hoşgörülü bir hoca idi. Çocuklara bağırdığını, onları azarladığını anımsamıyorum. Kuran okuması da gerçekten güzeldi. Tecvidi iyi bilirdi. Asla abartılı ve şarkı tarzına giren okuma yapmazdı.
Kurs sırasında zaman zaman İlçe Müftüsü Sait Hoca (TAHMİSCİOĞLU) denetlemeye gelirdi. Sorduğu sorularla öğrenim durumumuzu ölçerdi. Kursta salt Kuran okuma değil, din Bilgilerini de öğretirdi Mehmet Ali Hoca. Hiç konu dışına çıkmadı. Hiç kafadan uydurma şeyler söylemedi. Hurafe şeylerden söz etmedi. Aydınlık bir hoca idi. Mehmet Ali Hocayı hala sevgiyle, saygıyla ve rahmetle anarım…
Çocukluğumun, sevgiyle andığım diğer bir hocası, Çilhane camiinin imamıdır Dursun Hoca (GÜMEN)’ dır . Ona Tavşan hoca da derlerdi. Düzgün giyimli, efendi bir insandı. Yürürken sanki attığı her adıma dikkat ederdi. Belki de ona “Tavşan hoca” denmesi bundandı. Evi, Dereçay mahallesinde, “Yusuf Ağaların” Cemal ( DUYUM) efendinin bahçesinin karşısında idi. Çanakçı deresinin kenarında, tahta köprünün başında tek katlı bir ev ona aitti. Arkasında en çok Teravi namazı kıldığım hoca, Dursun (GÜMEN) hocadır. Abartısız, Düzgün bir okuması vardı.
Kadir geceleri Sakal-ı Şerif Çilhane camiinde çıkardı. Diğer camilerde de var mıydı bilmiyorum. O gece Çilhane camii olağan üstü kalabalık olurdu. Teraviden sonra, Dursun hoca, cemaatle söylenen salavat eşliğinde, minberin üzerindeki kırk katlı bohçayı alır, mihrabın önüne gelir, her katı büyük bir ihtimamla açar ve Sakal-ı Şerifin bulunduğu mahfazayı ortaya çıkarırdı. Bu anda cemaatin salavat sesleri coşkulu bir şekilde devam ederdi. Cemaat sıra olmayı pek beceremezdi. Ama saygılı halini bozmadan birkaç koldan hocanın elindeki Sakal-ı Şerifi öpmeye çalışırlar, yüzlerine gözlerine sürerlerdi. Ben bugün bile, yüz göz sürme işini onaylamıyorum. Bunun “bidat” olduğunu düşünüyorum. Dinde sapkınlık demek…Hocalar bunu anlatmalı.
Bu tören bittikten sonra, Dursun hoca, aynı saygılı tutum içersinde bohçayı kapatır ve cemaatin salavatları eşliğinde minberdeki yerine yerleştirirdi.
Dursun hocayı da sevgiyle ve rahmetle anıyorum.
Üçüncü olarak anacağım bir başka hoca, Kahyaoğlu Hafız emmidir…Doğrusu Hafız emminin ismini hala bilmem. Onun adı bende “Kahyaoğlu Hafız emmi” dir. Oysa ailece bir yakınlığımız da vardı. Oğlu, değerli tıp doktoru Prof. Turgut Özeke yakın arkadaşımdır. Öbür oğlu rahmetli Mehmet ağabeyi çok iyi anımsarım. Hafız emminin adını bilmediğimi şimdi bu yazıyı yazarken anımsadım. Hafız emmi orta boylu, yavaş konuşan efendi bir insandı. Benim tanıdığım zaman o, Harengah Camii müezzini idi. Sanırım Harengah Camiinin olduğu yer şimdi Diyanet Sitesi oldu. O zaman küçük bir semt camii idi. Hafız emminin evi de yakındı bu camiye. Orta Okulun karşısında idi. Daha sonra Keşfi Camiinde görev aldığını öğrendim.
Orta Okul birinci yada ikinci sınıftaydım. Mehmet Ali Hocadan Kuran okumayı öğrenmiştim ya, mezinlik yapabilirim diye düşündüm. Bir öğle vakti Hafız emminin mezinlik yaptığı Harengah camiine gittim. Bu isteğimi Hafız emmiye söyledim. Öylesine temiz yürekli idi ki kırmadı beni. Ben mezinlik görevini yürütmeye başladım. Kamet getirmem gerekiyordu, Kameti getirdim, namazın farzını kıldık. Camide bir an sessizlik oldu. Devam etmem gerekiyordu. Ben işimin bittiğini düşünüyordum. Hafız emmi bir an yüzüme baktı. Benim devam edeceğimi sandı. Benden ses gelmediğini görünce aldı mezinliği kendisi götürdü.
Gül yüzlü Hafız emmiyi de sevgiyle ve rahmetle anıyorum.
Unutmadığım bir diğer hoca Enver Turhan’dır. Yukarda andığım üç hocanın da uğraşı salt “Hocalık” tı. Enver efendinin ise asıl mesleği kunduracılıktı. Mesleğinin arasında hocalıkta yapardı. Güzel bir sesi vardı. Kendi evleri tamirde mi idi, yoksa yeni mi yapılıyordu ? Bir süre bizim Kavcı evlerinde kiracı kaldılar. O yüzden Enver hocalarla ailece bir yakınlığımız da vardı. Oğlu Macit kıymetli bir insandı. Erken ayrıldı bu dünyadan.
Enver ağabeyin Ezan okuması hoşuma giderdi. Çocukluğumda bir gece ay tutulmuştu. Etrafta tenekeler çalınmaya başladı. Bir iki el silah atıldı. Bu arada Enver hoca, Arastadan Hale inen merdivenlerin başında durup ezan okudu. Kavcı evlerinin penceresinden bunları izlemiştim.
Kasabamdaki hocalar bu saydıklarımdan ibaret değildi. Daha pek çok hoca vardı. Bunlar benim yakından tanıdığım, kendilerine özgü anılarım olan hocalardır. Bu anılarımı anlatırken, aynı zamanda o yılların yaşayışı ile ilgili bir kesit sunmuş oluyorum. Bu insanların hepsi güzel insanlardı. Hepsi hoşgörülü ve sevecendiler…
Bağnazlıktan uzaktılar. Bildiklerini söylerlerdi. “Hurafe” uydurmazlardı. İnsanların yüreğine korku salmazlardı. Sessizce yaşadılar, sessizce ayrıldılar bu dünyadan. Ruhları şad olsun, yerleri cennet olsun…
Yüksel ALTUNER