Mehmet Yıldız’dan hikaye tadında, yine yaşanmış bir NİKSAR Ortaokulu anısı daha !
Keyifli haftasonları dileriz…
BİRİNCİ SINIFTA ÖĞRETMENLER
Zamanla, Niksar’ı tam olarak nasıl kavrayacağını anladı Mehmet.
Kalenin yamaçlarına Karşıbağ’dan,
Karşıbağ’a, Kalenin yamaçlarından bakacaksın.
Ortaokulun ilk günü, Okul Numaralarının 160 olduğu söylenmişti ayrı ayrı idareye gidip sorduklarında. Bu karışıklık nedeni ile iki Mehmet Yıldız’ın akraba olduğunu bütün sınıf arkadaşları öğrendi. Hangi Köyden olduklarını da biliyordu sınıftaki çocuklar.
Onlar da diğerlerini tanımaya çalıştılar birkaç hafta içinde. Eskidir, Duadere, Fatlu, Dönekse, Çay Köyü, Buz Köyü gibi ova köylerinden çocuklar olduğu gibi, Zereğa, Ehen, Hatipli, Geyran gibi yukarı köylerden çocuklar da var 1D sınıfında.
Önce yakın köylerden gelen çocuklar birbirleri ile kaynaştılar kısa sürede, sonra farklı köylerden çocukların arkadaşlıkları gelişti.
Okulun dördüncü günü, sınıf ortalamasına göre yaşı küçük olduğu anlaşılan bir çocuk daha geldi sınıfa. Öndeki sıralar dolu olduğu için arka sıralarda Mehmetlerin yan tarafındaki boş yere oturdu. Oturmadı sıraya ilişti sanki.
Kırmızı gömleğine ve yeni alınan elbisesinin içine bile küçük geliyor çocuk. Ürkek ve çekingen. Kimse ile konuşmuyor, teneffüste bile sırasından pek kalkmıyor.
Mehmet’in dikkatini çekti çocuğun ürkek hali. Geldiğinin ikinci günü teneffüs zili çalıp çocuklar dışarı çıkarken sınıfta oyalanan Mehmet, çocuğa yaklaşarak, “Birkaç gün sonra geldin değil mi” diye sordu.
“Daha önce gelip pansiyona kaydoldum. Eksikleri tamamlayıp köye gittim babamla. Onun için üç gün geç kalmışım.”
“Hangi köydensin ki?”
“Geyranlıyım.”
“Ben de Başçiftlik’ten. Sizin Düden Yaylasının sınırında tarlalarımız var bizim. Oralarda çok öküz otlattım ben.”
Çocuk kuşku ile baktı Mehmet’in yüzüne. Mehmet pişman oldu söylediklerinden. Çünkü iki köy arasında çok sık kavga olur orman yüzünden.
160 Mehmet geldi yanlarına.
“Bak bu da benim Emmimin oğlu Memet. Benim adım da Memet. Senin adın ne?”
“Kazım Aslan” diyor mahcup ve çekingen çocuk.
“İstersen teneffüse çıkalım. Hep sırada oturuyorsun.”
“Yok dışarı çıkmayacağım, kitaplara bakıyorum.”
“İyi o zaman, haydi Memet biz biraz bahçeye çıkalım.”
Koridordan dış kapıya yöneldi iki Mehmet.
“Çocuk çok yalnız geldi bana. Konuşmak istedim ama o pek istekli değil nedense. Birkaç güne alışır herhalde.”
160’nın ilgisini çekmemişti Kazım. Hiç yorum yapmadı çocuk hakkında.
Artık hangi derse hangi öğretmenlerin geleceği de belli olmuştu.
Türkçe dersine Hüseyin Gözütok,
Matematik dersine Aydın Güngör,
Fransızca Dersine Hamdi İkiz,
Tarih dersine Ahmet Aktaş.
Tabiat Bilgisi Dersine Rezan Erdil,
Beden Eğitimine Rıfat Erdil,
Yurttaşlık Bilgisine Ahmet Tosun (Kaymakam)
Resim ve İs bilgisi öğretmenleri Bekir Ulusoy gelecekti o sene.
İlk derste çocukları tanımaya çalışan öğretmenler olduğu gibi, hemen ders anlatmaya başlayanlarda oldu.
Çoğu dersler 1D sınıfında yapılıyor ama iki ders bu sınıfın dışında. Beden Eğitimi bahçede, İş Bilgisi dersi İş Atölyesinde.
Beden dersi için beyaz spor ayakkabı, yaz ayları için beyaz atlet, serin havalarda giymek için eşofman şart koşulmuştu.
1D sınıfındaki köylerden gelen çoğu çocuk bunları ilk defa giyecek. Atleti, eşofmanı, spor ayakkabıyı ilk defa duyanları var.
Mehmet’in babası atlet ve spor ayakkabısını çarşıdan almıştı ama “Şortu ben dikerim oğlum” dedi.
Dükkandaki şortları incelemişti terzi gözü ile. Kumaşına eli ile dokunup, bel lastiğinden olup olmadığını sormuş, hangi dükkânda bulabileceğini öğrenmişti dükkan sahibinden. Şortun paça uzunluğunu da mezüre ile ölçmüştü.
Eşofmanları ise Başçiftlik’te eşofman imalatı yapıp, çevre ilçelerde hafta günleri satan Niyazi’nin çocukları Ömer ve Mustafa Şahin’den almıştı Mehmet’in babası Adil.
Daha önceleri köylerinin sosyalleşme merkezi olan Halkevinin büyük salonu, eşofman imalathanesi olmuştu o yıllarda. Köylülerin hiçbiri bu eşofmanlardan alıp giymemişti. Onlara pijama gibi geliyordu eşofman.
Ancak koyu mavi renkli, içi yumuşak tüylü eşofmanları, ilk giydiğinde Mehmet çok mutlu oldu.
Alınan spor ayakkabıların üzeri beyaz bezden ama kalın bez kolalı gibi. Yine, beyaz bağcıkları var uçları ince teneke ile sıkıştırılmış. Ayakkabının altındaki lastik de bembeyaz.
Çarşıdan tek gözlü evlerine geldiğinde en çok bu beyaz ayakkabılardan mutlu olmuştu iki Mehmet de. Hem lastik hem beyaz. Lastik dediğin siyah olur. Çok büyük bir yenilik gibi geldi çocuklara beyaz lastik.
• Beden Eğitimi öğretmenleri Rıfat Erdil.
Rıfat Erdil, 1921 İstanbul doğumlu, Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü mezunu.
1949 yılında Niksar Ortaokuluna tayini çıkan Erdil, 1960 yılı sonuna kadar Niksar’da görev yapı.
Beden Eğitimi dersinde çocuklardan sürekli hareket isteyen, istediği hareketleri önce kendisi yapan, vücudu ve yetenekleri bu hareketleri yapmaya uygun ve alışkın; açık tenli, gür saçlı, anlayışlı biri imiş havası veren beyefendi görünüşlü bir yüzü var ama derslerde çok ciddi ve sert yüzünü gösteren bir öğretmen.
Kimseye müsamaha göstermiyor, kimseye ayrıcalık tanımıyor.
Çocuklar koşarak ısınmayı, minderi, kasayı, kasadan atlamayı ve taklayı ondan öğreniyorlar.
Yapamayanlara yeniden yapmalarını söylüyor. Söylemiyor emrediyor adeta.
Düşene, sakatlanana, ah vah diyene pek aldırmıyor ama hareketi tekrarlattığında mindere ya da kasaya yaklaşarak herhangi bir aksilikte müdahale edeceğini hissettiriyor çocuklara Rıfat Erdil.
Geçer not almak istiyorsa, her çocuk gösterdiği hareketleri yapmak zorunda.
Bir öğrencinin o yaşta bu hareketleri yapamayacağına, vücudunu terbiye edemeyeceğine inanmıyor. O nedenle ısrarla, inatla her çocuğun kasadan atlamayı, takla atmayı öğrenmesinde ısrar ediyor.
Eğer vücudunda bir arıza ve eksiklik varsa, Doktor raporu getireceksin.
Ders geniş okul bahçesinde koşu ile başlıyor, ısınma hareketlerinden sonra minderde ve kasada devam ediyor.
Beden Eğitimi dışında; izciler, 19 Mayıs hareketleri ve törenler, Beden Eğitimi Öğretmeni Rıfat Erdil’in görevidir Niksar Ortaokulunda.
Çevre ilçeler arasında iddialı maçlar yapan bir voleybol takımı da var öğrencilerden oluşan.
• İş Bilgisi Öğretmeni Bekir Ulusoy.
Sınıf dışında yapılan derslerden birisi de
İş Bilgisi. Okulun doğusunda pansiyon olarak yapılan, ancak Gaziahmet ilkokuluna tahsis edilen binanın altında, zemin katta atölye haline getirilmiş bir mekânda yapılıyor.
Atölye küçük bir imalathane gibi. Çocukların el becerilerini geliştirmeye yönelik.
Atölyesinin patronu İş Bilgisi ve Resim Öğretmeni Bekir Ulusoy.
Bekir Ulusoy 1908 Gaziantep doğumlu. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim bölümü mezunu.
Niksar Ortaokuluna 1945 yılında atandı ve 1960 yılına kadar Niksar’da on beş yıl görev yaptı.
Kız öğrencilerin Elişi Dersi Öğretmeni Saadet Hanımla evli.
“Bekir Bey atölyenin patronu” demiştik ya, çok sert bir öğretmen olmasından. Çocuklar kendi aralarında ona “Deli Bekir” diyorlar.
Çok çabuk sinirleniyor. Eline geçirdiğini, çocuklara fırlatacak kadar sinirlenebiliyor arada bir.
Öğrenciler onun gözetiminde atölyede soğuk demir bile işliyorlar. Köz tavası, maşa gibi el aletleri yapıyorlar.
Diğer dersler 1D sınıfında yapılıyor. Matematik ve Türkçe derslerine gelen öğretmenler, ilkokul öğretmenleri. İşlerini asıl öğretmenler gibi ciddiye alıyorlar.
Hüseyin Gözütok’un yerine Türkçe Dersine ikinci dönem Pervin Aksoy gelmeye başladı 1D şubesine.
• Türkçe Öğretmeni Pervin Aksoy.
1936 Tokat doğumlu, Gazi Eğitim Enstitüsü mezunu ve 1959-1961 yılları arasında görev yaptı Niksar’da. İlk atandığında 1D sınıfının Türkçe Öğretmeni oldu öğretim yılı içinde.
• Fransızca Öğretmeni Hamdi İkiz.
Tokat 1932 doğumlu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirdi, 1958 ile 1961 yılları arasında Niksar’da çalışırken, 1D. Sınıfın Fransızca öğretmenliğini yaptı.
Çocukların ilk defa karşılaştıkları bir derse ısınmalarını sağlayıp, öğrenmeye gayret ettikleri bir ders haline getirdi Fransızcayı.
Çocuklar ilk öğrendikleri kelimeleri Türkçe ile birleştiriyorlar, aralarında şakalaşıyorlar. Qu’est-ce que c’est? (Kes-köse)
“Kes-köse, kes kafanı gir kümese” esprisini Fransızca okuyup da duymayan öğrenci olduğunu sanmıyoruz.
• Tarih Öğretmeni Ahmet Aktaş
Ahmet Aktaş 1917 doğumlu ve Niksar’ın yerlisi.
Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih Coğrafya Bölümünü bitirdikten sonra 1948 yılında Niksar Ortaokulunda göreve başladı, 1969 yılına kadar Niksar’da çalıştı.
Çok fazla konuşmayan, dersinde gürültüye, dalgaya tahammülü olmayan bir öğretmen.
Ağırbaşlı ve babacan bir görünümü var ama kızdığında öğrencileri dövmekten çekinmeyen bir öğretmen.
Ahmet Aktaş, köy ya da şehirli çocuk ayırımı yapmayan, gözünün tuttuğu öğrenciye sonuna kadar sahip çıkan, ona destek olmaya çalışan bir öğretmen.
Birinci sınıftan itibaren Mehmet de onun gözüne giren öğrencilerden oldu.
Sadece dersleri iyi olduğu için değil, Ortaokul Müdürü Lütfi Turhan ve diğer ortaokul öğretmenlerinin de katıldığı bir tören yapılmıştı Başçiftlik’te. O törende Mehmet’e güvenen ve töreni organize eden ilkokul öğretmenleri, onu yine kürsüye çıkarıp şiir okuttular.
Niksar’daki öğretmenleri, öğrencileri ile gurur duymuş olmalılar ki Ahmet Aktaş dahil diğer öğretmenlerinin de olumlu tavrını hissedecektir Mehmet üç yıl boyunca.
• Tabiat Bilgisi Öğretmeni Rezah Erdil.
Bazı insanların hayatına bilerek ya da bilmeyerek dokunan öğretmenleri vardır.
Tabiat Bilgisi Öğretmeni Rezan Erdil de hiç farkında olmadan Mehmet’in hayatına dokunan öğretmenlerden.
Rezan Erdil (Uygur) 1923 de İstanbul’da doğdu.
Annesi ev kadını olan Rezan’ın babası Ali Faik Uygur, askeri tahsil yapmış, İsmet İnönü ile sınıf arkadaşı olmuş, aynı zamanda İstiklal Madalyası sahibi bir Mühendis.
İstanbul Yeşilköy’de büyüyen Rezan, liseyi bitirdikten sonra Ankara Eğitim Enstitüsüne girdi. 1947 de mezun olduktan sonra Niksar Ortaokuluna atandı. 1961 Yıllı ağustos sonuna kadar 14 yıl Niksar Ortaokulunda çalıştı.
Aynı okulda görev yapan meslektaşı, Beden Eğitimi Öğretmeni Rıfat Erdil ile evlendi.
Osman Levent, Faik Deniz ve Ahmet Bahadır adındaki çocuklarının üçü de Niksar’da doğdu.
1960 yılı sonunda İstanbul’a atanan eşinin arkasından 1961 yılı sonbaharında onun tayini de İstanbul’a çıktı.
Rezan Hanım 2002 Yılında Eşi ve meslektaşı Rıfat Erdil’i kaybettikten 18 yıl sonra, 2020 yılında İstanbul’da vefat etti.
İstanbul’da doğup büyüyen, öğretmen olarak 14 yıl Niksar’da öğrenci yetiştiren bu Cumhuriyet öğretmeni bilerek ya da bilmeyerek Mehmet’in ve Mehmet gibi birçok öğrencisinin ufkunu açtı, hayatlarına yön verecek dokunuşlarda bulundu.
Niksar’da çalışan genç öğretmenlerin bazıları eşleri ile burada tanışıp evlendiler. Görev yaptıkları sürede Niksarlı gibi yaşadılar. Bazılarının çocukları Niksar’da doğup büyüdü.
Niksar’dan ayrıldıktan sonra bile ilişkilerini kesmediler, akraba gibi oldukları komşuları ve arkadaşları ile. Rezan Erdil’de bu öğretmenlerden birisi.
1D Sınıfında köyden gelen çocukları tanımaya çalıştığı gün, aynı isimdeki çocukların okul numarası karışıklığını düzeltmişti.
Çocuklara göz aşinalığı olduğundan o hafta çalışın dediği bölümü, ikinci hafta anlatması için Mehmet’i kaldırdı tahtaya.
İlkokul öğretmenleri Mehmet’e, “Bu konuşma ile senden öğretmen olmaz diye seni öğretmen okuluna almıyorlar” demişlerdi. O sözleri duyduktan sonra, topluluk içinde mecbur kalmadıkça konuşmayan Mehmet, sırasından kalkarken “Şansıma tüküreyim” diye geçirdi içinden.
İlk kötü piyango ona vurmuştu ama derse iyi çalışmıştı okula yeni başlamanın hızı ile.
Bildiği kadarı ile dersi anlattı. Öğretmen not defterini çıkarıp, “Yedi. Oturabilirsin yerine” diyerek diğer çocukları kaldırıp derse devam etti.
Ders zili çalıp öğretmen sınıftan çıktıktan sonra birkaç çocuk Mehmet’in etrafını sardılar. “Helal olsun arkadaş. Rezan Hanım’dan yedi aldın ya sırtın yere gelmez artık” dediler.
Mehmet bu iltifat ve övgüden utanıp kızardı ama iki senelik olarak öğretmeni tanıyan çocukların söylediklerine de sevindi içten içe. İlk sözlü ve ilk not iyi gelmişti ona.
Bir de ne olduğunu bilmediği “Hayvanları Koruma Koluna” seçmişti Mehmet’i.
Niksar’a, evine ve mahallesine de alışıyordu Mehmet yavaş yavaş.
Niksar Çarşısı; Çarşıbaşı ile Keşfi Camisi arasında dar sayılabilecek bir yolun iki kenarına dizilmiş küçük dükkanlardan oluşuyor. Çarşı Başından aşağıya inerken sağdaki dükkanlar sırtını kalenin bedenine yaslamış ve derinlikleri çok az.
Yolun sol tarafı, Çanakçıya doğru meyilli olduğu için bu yöndeki dükkanların altında, depoları ya da başka katları var.
Bazı yerlerde ise iki yanında küçücük dükkanların sıralandığı daracık sokaklar ve arastalar mevcut.
Çanakçı deresi kenarına ininceye kadar meyil o kadar fazla ki yukarıda tek katlı görünen binalar, arkadan üç ya da dört kat görünüyor.
Artık, Niksar’ın ana yollarını keşfetmenin dışında, ara sokakları, bu sokaklara inen merdivenleri biliyorlar ve kendilerini güvende hissederek dolaşıyor köylerden gelen çocuklar.
Önce daracık Arasta Çarşısında sürekli tıraş olacakları berberleri tanıdılar.
Berber Zeki ve Berber Süleyman ortaokul öğrencilerinin tıraş olmak için en çok gittikleri dükkanlar. Mehmet ve kuzeni Mehmet, kısa saçlı, ince ve narın yapılı ama hareketli, kumral tenli Süleyman’ın dükkanına gidiyorlar tıraş olmak için.
Zeki’ye tıraş olmak için giden arkadaşları ile Zeki’nin dükkanına da gidip çayını içiyorlar, arkadaşlarının tıraşını beklerken.
Arastadan, Yılanlı Köprüye dönen yolun köşesinde ekmek aldıkları fırıncı onlara adları ile hitap ediyor şimdi.
Ali Şahin’in zorlaması ile bütün filmlere gidiyor Mehmet ve kuzeni.
Üngör Sineması evlerinin tam karşısında. Bahçe kapısından çıkar çıkmaz, köprüden yürüyüp soldaki Çilhane Camisini geçtiklerinde Çarşıbaşındalar.
Sağa döndüklerinde sinemanın önünde buluyorlar kendilerini.
İlkokulu bitirip Niksar’a Nüfus Cüzdanı çıkartmak için geldikleri ve Foto Zeki’ye resim çektirdikleri yerler onların Mahallesi artık.
Sinema ile evlerine inen yolun arasındaki boş ve meyilli arsa düz olsa, arkadaşları ile birlikte onların oyun sahaları olabilirdi belki de.
Sadece onlar için değil Niksar’ın bütün çocukları için, bu iki yamaç arasına yerleşmiş şehrin içinde düz oyun alanları yok maalesef.
Daha önce hayran kaldıkları Hükümet Konağı ve Halkevi binası artık hep gözlerinin önünde.
Artık o binalara hayran hayran bakma yerine, onların arkasındaki yamaçları, yukarıda görünen surları, Niksar Kalesini merak ediyorlar.
Kaleye çıkıp sur kalıntılarını inceliyor, arkadaşlarından Yarasa Mağarasını, karşı tepelerden çıktığı söylenen tünellerin hikayelerini dinliyorlar.
Sonunda Niksar ile ilgili bir şeyi öğrendi Mehmet. Niksar’ın dar ve meyilli sokaklarını, onları birbirine bağlayan patika yol ve merdivenlerini, yamaçlara yerleştirilmiş binalarını; onların arasında dolaşarak öğrenemiyor sun.
Kalenin yamaçlarına Karşıbağ’dan, Karşıbağ’a
Kalenin yamaçlarından bakacaksın.
Beyaz boyalı, ahşap köşe pervazlı, dikdörtgen pencereli, cumbalı evlerin, yamaçlarda kendisine en uygun yeri nasıl bulunduğunu; o binaların, çevresini ezmeden bahçesindeki ağaçlarla ne kadar uyumlu olduğunu tam karşıdan o zaman görebiliyorsun
Güneye bakan yamaçların çıplak, kuzeye bakan yamaçların ağaçlıklı olduğunu o zaman anlayabiliyorsun.
Pazar günleri Kale’de, daha sonraları Harmancık’ta gezip oynadılar.
Birkaç ay içinde büyük ölçüde öğrendiler Niksar’ın sokaklarını. Ama yine de okulun bahçesi oyun oynamak ve bisiklet sürmeyi öğrenmek için en uygun yer onlar için.
Bisiklet kiralayan çocuklar var okul civarında.
Mehmet fazla ustalaşmasa bile kısa sürede bisiklete binmeyi okulunun bahçesinde öğrendi düşe kalka.
Mehmet Yıldız
07.04.2021 İstanbul
• Öğretmenlerin görev süreleri; Hami Karslı’nın “Niksar Ortaokulu” başlıklı araştırma yazısından alınmıştır.
• Fotoğraflar ve bazı bilgiler için Ahmet Bahadır Erdil’e teşekkürler.