İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eski İmar ve Planlama Dairesi Başkanı Başçiftlik’li hemşehrimiz Yük.Mimar Mehmet Yıldız Bey’in kaleminden;
NİKSAR
1960’lı yıllarda Niksar bir vadi, iki yamaç ve Çanakçı deresidir
Kalenin bedeninde, Karşıbağın yamacında, Tepenin eteklerinde, Çanakçının kenarında, ovaya açılan derin bir vadinin ağzını tutmuştur bu tarihi kent.
Tarihi kökleri, yerleştiği vadiden daha derindir. Geçmişi, bu gününden daha zengindir.
İdari ve stratejik önemi, günümüzdekinden daha önemlidir.
Etkisi, oturduğu alandan çok çok büyüktür. Köklü bir kültürü, resmi ve sivil önemli tarihi mimarlık örneklerini barındıran, kişilikli bir Anadolu yerleşkesidir Niksar.
Romalılardan Bizans’a, Selçukludan Osmanlıya ve Cumhuriyete uzun bir tarihin özetidir.
Ta ki, beton ve rantın sivil mimarlık zenginliğini yok edişine, yerleşimin zengin tarım topraklarını tırtıklamasına kadar.
Geniş bir coğrafyanın hayat verdiği bu şehri, tarih boyunca önemli kılan şeyler; savunulması için olanaklar sunan doğal yapısı yanında, sırtını yasladığı Canik dağları ve Kel tepe vadilerin sunduğu zengin su kaynakları ile önünde uzanan verimli Niksar Ovasıdır.
Niksar’ı şekillendiren ve yaşatan şartlar, daha geniş bir coğrafik yapının sonucudur.
Güney sınırı Kelkit vadisinde biten;
Kuzey sınırı Canik dağları ile çevrili;
Yer yer engebeli bir doğal yapıya sahip İskefsür (Reşadiye) platosu, Reşadiye’den başlayarak, batıda Başçiftlik’e kadar devam eder.
Ortalama 1400 rakımlı bu plato, Başçiftlik’in batısında yükselerek, küçüklü büyüklü birçok tepeyle birlikte 1800 rakımına ulaşan Keltepeyi oluşturur.
İri cüssesi ve kütlesi ile Keltepe, Canik dağlarını kuzeye doğru iterek ve yönlendirerek, Kelkit Vadisinin güneyindeki Dönek Dağından uzaklaştırır.
Bu görkemli dağ, yani Keltepe, batı yamaçlarında ve vadilerinde ağrasif ve sert düşüşlerle, 1800 rakımından 250-300 rakımına kadar inerek, kendi varlığını Niksar-Yarbaşı hattında sonlandırır.
Keltepe, batı yamaçlarının eteğinde kendini sıfırlarken, Canik Dağları ile Dönek Dağı arasında açtığı geniş alan nedeni ile Niksar’a hayat veren, verimli bir ovanın oluşmasını da sağlamış olur.
Diğer yandan Keltepe, kuzeyindeki Canik dağları ile arasında oluşturduğu Çanakçı vadisi ile de Niksar’ın temiz su kaynaklarına ev sahipliği yapar.
Çanakçı vadisi; Kel tepenin en doğu ucundaki Alaçal ile Canik dağlarının birbirine teğet geçtiği Kapıağzında başlar.
Bu geçit üzerinde biraz doğuya düşen yağmur damlaları, doğudan Reşadiye’yi dolanarak Kelkit Çayı ile gelir Niksar ovasına. On santim batıya düşen yağmur damlaları ise, batıya yönelip Çanakçı deresine, oradan da Niksar’a ulaşır.
Alaçalın kuzey yamacındaki küçük düzlüğün yan tarafından, Çelloğundan çıkıp vadi tabanına doğru akan kaynak suyudur Çanakçının doğum yeri. Bu kaynağın karşısındaki Bürücek yaylasında, her derenin başında yeryüzüne çıkan bir kaynak suyu eşlik eder Çelloğu suyuna.
Kel tepenin kuzey yamaçlarındaki ve Canik dağlarının güney yamacındaki tali derelerle birleşerek, vadiden daha aşağılara, Niksar’a ve ovanın içinden Kelkit Çayına ulaşır Çanakçı Deresi.
Kelkit Çayı ova için ne kadar önemli ise, Çanakçı vadisindeki kaynaklar da, Niksar için o kadar önemlidir ve tarihin her döneminde şehrin yaşam kaynağı olmuşlardır.
Yaz aylarında Başçiftlik’ten Niksar’a gidip gelenler, Keltepenin kuzey yamaçlarını ve bu yamaçlardaki vadilerden geçen patika yolları kullanırlar yaya ya da atlı olarak.
Niksar ortaokuluna başlamak için babasını ikna eden Mehmet, sabah erkenden yola çıkıp dördüncü defa bu yolu kullanarak gitti Niksar’a.
Küçük Dede dediği Küçük Ahmet ve onun oğlu Mehmet ile öğleden sonra ulaştılar Niksar’a.
Yine her zamanki adrese, Cenoğun Hanına indiler.
Amcası, “Gidelim şu işi halledelim bugün” diyerek önlerine düştü, yürümeye başladılar.
Mehmet buraları iyi biliyor ve bunu kanıtlamak için kuzenine bazı yerleri ve binaları gösteriyor.
“Burası zahire satılan yer. Burasını biliyorsundur, öğretmen okulu imtihanına girdiğin Gaziahmet İlkokulu. Şu köprüyü biliyorsun değil mi? Babam beni küçükken Niksar’a getirdiğinde karşıdaki balkonlu binada çay içtik. Oradaki çarşıya Arasta diyorlar.”
Hacı Amcası, “Oyalanmayın, yanımdan ayırılmayın” diye uyarıyor geride kalan çocukları.
Geçen sene babası ile yemek yedikleri lokanta ve hali gördü sol tarafta Mehmet. Biraz daha aşağı yürüdükten sonra etrafı anlatmaktan vazgeçti. Çünkü o da buralardan ilk defa geçiyor. Yolun iki tarafındaki evler bitti, genişçe bir alana geldiklerinde Hacı Ahmet sola döndü.
Çocuklar etrafa bakıyorlar meraklı gözlerle.
Çanakçı sağ taraflarında olmalı, çünkü karşıdaki yolu meydana bağlayan dar bir köprü görünüyor. Köprüden önce Çanakçının duvarlarına yakın, dere ile yolun köşesinde bahçe içinde, güzel boyalı bir ev var.
“Güzel evmiş” diyor K. Mehmet ve geriye dönüp birkaç defa bakıyorlar eve ve taş köprüye.
Çocukların etrafla ilgilendiğini fark edip arkasına bakan Hacı, “O köprüden Kepçeli Çeşmesinin olduğu yere çıkılır. Düz aşağı gidilirse Keşfi Camisinin altına çıkar yol. Burası Ortaokul yolu. İyice öğrenin bu yol çatını. Yukarıdan gelip buradan döneceksiniz. Haydi gelin peşimden.”
Döndükleri yol hafif rampa ve iki yanında evler var. İlerledikleri yol geldikleri yol gibi düzgün taşlarla döşeli değil. Yine taş döşeli ama döşeme yamru yumru.
Yol düzleştiğinde genişliyor, meydan gibi oluyor ama yol dışındaki kısımlar köylerindeki gibi toprak.
Sola ayrılan tali yolların birinin kenarında küçük bir cami ve minaresi görünüyor. Caminin doğusunda üç ev var. Evlerin hizasından başlayan ve önlerindeki yola kadar gelip köşeden batıya doğru devan eden uzun bir taş duvar var. Taş duvarın evlerin hizasından gelen tarafının ve batıya devam eden bir bölümünün içi ağaçlık. Ağaçlı kısım bitiğinde, bahçe kapısı önünde durdular.
Hacı Ahmet hiç yabancılık çekmeden kapıyı açtı ve içeri girdi. Beton kaplı düz yol, beyaz ve iki katlı büyük binanın doğusuna kadar uzanıyor. Yaya yolunun solundaki bahçede ağaçların arasında bir su havuzu ve etrafta oturma bankları bulunuyor. Yaya yolunun sağında, okul ile yol kenarındaki duvar arasında geniş ve büyük bir alan uzanıyor. Alanı çevreleyen taş duvarın bahçe tarafında, duvara bitişik, asker disiplini içinde akasya ağaçları sıralanmış.
Okul bahçenin öbür ucu görünmüyor gibi geldi çocuklara.
Ağızları açık, hayretler içinde bahçeye, bahçe içinde bulunan voleybol sahasına, en çok da dibine kadar yaklaştıkları beyaz boyalı okul binasına bakıyorlar.
Dönüp onların hayranlığını gören Hacı Ahmet, “Beğendiniz mi okulu” diye sordu.
“Çok güzelmiş” diyerek hayranlıklarını saklamadılar.
Mehmet, iki defa Lâdik Öğretmen Okuluna imtihana gitmiş, orayı da görmüştü ama o okulda, daha geniş bir alanda çok sayıda tek katlı binalar vardı. Bu bina daha uzun ve daha yüksek, daha haşmetli göründü gözüne.
O gün çocuklara resim çektirmek, birkaç defa okuldan çarşıya gidip gelmek dışında bir iş düşmedi. Sadece zemin kattaki odaya bir defa içeri aldı onları Hacı ve kayıtlarını yapan adama gösterdi.
“Osman Bey oğlum, işte çocuklar bunlar. Bu benim oğlum Memet, bu da yeğenimin oğlu Memet.”
Osman Bey, “İsimler aynı olduğu için numaralarını peş peşe vermeyeceğim. Öğretmenler karıştırabilir ama sonra alışırlar her halde.”
“Ne münasip ise onu yap Efendi” dedi Hacı.
İşlemleri yapılırken ürkek bakışlarla okulun koridorlarını incelediler, idarenin önünden ayrılmadan. Arada bahçeye çıkıp etrafa bakındılar ama idare girişinden uzaklaşmadan.
Hacı Ahmet odadan çıktığında ne yazılı ne sözlü imtihan olmadan okula alınmışlardı. Çok sevindi çocuklar.
Akşam handa kalıp ertesi gün öğlene doğru köye dönmek için yola koyuldular.
Stres ve üzüntüden uzak, sıra ile ata binerek, yorulmadan köye geldi iki Çökelikçi. Hem de Ortaokullu olarak.
Başçiftlik’te Çökelikçiler; Çavuşluların dört kolundan (Çökelikçiler, Kara Ahmetliler, Nalbantlar, Kel Dedeler) birisi. Çavuşluların kökeni Mehmet (Kör) Çavuştan geliyor.
O nedenle Mehmet adı çok yaygın Çökelikçilerde.
Her baba dedesinin ismini oğluna verdiği için Mehmetler çoğalmış. Baba ve ana adlarından ayırt etme bile zaman içinde zorlaşmış olsa da hiç kimse bu işe dur dememiş.
İşte bu nedenle, okula birlikte kaydolan, aynı sınıfta, aynı sırayı paylaşan Adil oğlu Mehmet Yıldız ile Ahmet oğlu Mehmet Yıldız’ın isim benzerliği daha ilk gün sorun açtı Mehmetlerin başına. Daha sonra düzeltilen küçük(!) bir sorun.
Merak eden oldu ise, ikisinden birine başka ad verilmedi. Birine ismi ile hitap edilirken, diğerine numarası ile hitap edildi ileriki günlerde.
Mehmet YILDIZ
16.03.2021 İstanbul.

