
* 26 Ocak 2020′ de kaybettiğimiz Derneğimiz Kurucu Başkanı YÜKSEL ALTUNER’in kaleminden
NİKSAR ve CUMHURİYETE DOĞRU
Çalışma odamda, masamın karşısındaki duvarda 63 yıl önce çekilmiş bir fotoğraf asılı durur. Bu fotoğraftaki kişilerin adlarını sırasıyla sayacağım. Saydığım bu adların çoğunu siz de tanıyacaksınız;
Oturanlar; Çoroğlu Ahmet efendi,Tayyareci Kamil efendi, Öğretmen Abdullah bey, Kadir Karslı.
Ayaktakiler; Kahyaoğlu Hafız efendi, Müftü Sait hoca, Celepoğlu Ahmet efendi, Eczacı Fuat bey, dönemin kaymakamı, Yusufağalardan Cemal efendi, Derendeli Hakkı efendi, Şerifustalardan Kadir Altuner (Babam), Karslıoğlu Ali Rıza efendi, Softaoğlu Hacı Ahmet efendi ve tanıyamadığım birkaç kişi daha. Adlarını efendi diye söylediğime bakmayın. O zaman öyle ifade edilirdi, aslında bunların hepsi birer beyefendi idi. Şimdi hiçbiri hayatta değil.
Yıl 1944. Bu saydıklarımın ikisi hariç hepsi kıravatlı. Çağdaş giyimli. Müftü Sayit hocanın sağ elinde de bir fotör şapka. Bu insanların hepsini hayatta iken gördüm, hepsini tanıyorum. Yukarda da söylediğim gibi bunların hepsi birer beyefendi idiler.
Bunu niye anlatıyorum. Bu saydığım insanların hepsi Türk Cumhuriyetinin aydınlık yüzleri idiler. Doğum tarihlerine bakarsanız, hepside Kurtuluş savaşımızdan beş on yıl önce dünyaya geldiler. Osmanlının çöküş yıllarını gördüler. Dünyaya kapalı bir kasaba yetiştiler. Kurtuluşu gördüler, yaşadılar. İhaneti gördüler. Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını gördüler, duydular. Mustafa Kemal Paşa’yı tanıdılar. Sakarya’yı, Afyon’u, 9 Eylülü yaşadılar. 29 Ekim 1923 de Cumhuriyetin kuruluşunu gördüler. Sonra Cumhuriyetin aydınlık yüzü oldular. Önce kendileri aydınlandılar, sonra bizi aydınlattılar. Onlar da kendilerinden önceki kuşağın acılarıyla yetiştiler. her birinin babası, amcası, dayısı, ağabeysi Arap çöllerinde, Yemenlerde, Kafkaslarda, balkanlarda yitip gitti. Çöküşün acısını da yaşadılar. Yokluğu gördüler. Mustafa Kemal’in yaktığı bağımsızlık ve cumhuriyete inandılar. Daha önce cumhuriyet bilmiyordu onlar. “Padişahım çok yaşa” sesleri onlarında kulaklarında vardı. Ama cumhuriyeti görünce ona inandılar. En önemlisi onlar bizi de, benim kuşağımı da aydınlattılar. Hepsi cumhuriyete karşı görevlerini yapıp, huzur içinde öbür dünyaya göçtüler. Hepsi nur içinde yatsınlar, Allahın Rahmetine ulaşsınlar..Türkiye Cumhuriyeti ve cumhuriyete inanan bizim kuşağımız onların eseridir…
29 Ekim 1923 de kurulan Cumhuriyetimizin 84 üncü yıl dönümünü yaşıyoruz. Cumhuriyetin kurulması kolay olmadı. Düşmanı İzmir’de denize dökmüştük ama, padişahçılar, saltanatcılar henüz pes etmemişti. Onlar, bugünki cumhuriyet düşmanları gibi gizli kapaklı da yapmıyorlardı düşmanlıklarını. Silahlı çetelerlele altını oyuyorlardı. Düşman uçakları ile bildiriler attırıp yenmeye çalışıyorlardı yurtseverleri. Mustafa Kemalin yakın arkadaşı ve başbakanı Rauf Orbay bile diyorduki; “Yapamam! Kursağımda padişahın lokması duruyor. Ben onun nimetleri ile yetiştim. Karşı çıkamam…” Cumhuriyet bu anlayıştaki kişilere karşın kuruldu. İhanetler, suikastlar yaşandı. Aslında yukarda adlarını saydığım insanlar cumhuriyete inanmamış olsalardı bu cumhuriyet zor kurulurdu..Ruhları şad olsun…
Aslında 23 nisan 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Cumhuriyet te kurulmuştu. Sadece adı konulmamıştı. Kurulan yeni devleti Türkiye Büyük Millet
Meclisi yönetiyordu. Bu meclis dünyada bir eşi ve benzeri olmayan Kurtuluş savaşını yapmıştı. Lozan’da dünya devletleri ile birlikte barışı kurmuştu. Aslında onlarla birlikte değil, onlara “rağmen” kuruldu barış. Onların istediği “Lozan” değil, “Sevr” di… Türkiye’nin sınırlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi çizdi. Ulusun seçtiği milletvekillerinin bir çoğu, bunun bir cumhuriyet olduğunu bilmiyordu. İşte 29 Ekim 1923 de kan ve gözyaşı ile kurulan devletin adı konuldu. CUMHURİYET…
Cumhuriyetle birlikte yurdun en uç noktalarına kadar aydınlanma başladı. Eskiden insan yerine konulmayan Türk halkı, kişiliğini kazandı. Yurdun asıl sahibi olduğunu anladı. Okullar açıldı. Halk mektepleri açıldı. Sadece erkekler değil, kadınlar da bu okullarda okuma yazma öğrendiler. Birçok öğretmen bu yolla yetişti. Yeni Türk harfleri kabul edildi. Kılık kıyafet devrimi yapıldı. Türk insanı çağdaş bir görünüme kavuştu. Şapka devrimi kabul edildi. İnsanımız bu güzelliklere ne çabuk alıştı. Aslında güzellikler onun özünde, yapısında vardı. Ama bu değerlere cumhuriyetle birlikte kavuştu.
Kasabamda Cumhuriyetin aydınlık yüzü sadece yukarda adlarını saydığım kişilerle sınırlı değildir. O resimdeki aydınlık yüzlü kişiler Niksar Orta Okulunun yapılışında görev alan bir avuç insandır. Aslında bütün Niksar halkı kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla ve ihtiyarıyla cumhuriyete inanmış insanlardı. O insanların cumhuriyet bayramı dolayısıyla hükümet binasının önündeki meydanda coşku ile toplandığını bugünki genç kuşaklar bilmiyorlar. Biz okul çocuklarından önce onlar koşarlardı meydana. Acemi adımlarla meydandaki yerini alan biz öğrencilere nasılda sevgi ile şefkatle bakarlardı. Geleceğin gençleri diye gururla bakarlardı bizlere. Kasabamın cumhuriyet önderlerinden “Cicili” Mehmet emminin konuşma kürsüsüne çıkıp o gevrek ve öksürüklü sesiyle “mini mini yavrular !” diye bizlere hitap etmesi hala belleğimdedir…
Onlar bize inanmışlardı. Biz de onlara inanmıştık. Büyük önder Atatürk’ün gösterdiği yönde yürüdüler. Cumhuriyeti hep birlikte kurdular, yaşattılar ve bizim kuşağımıza iç huzuru ile devrettiler. Hepsini minnetle ve sevgi ile anıyorum. Hepsi yerlerinde rahat uyusunlar. Allahın rahmeti onlarla olsun.
Yüksel Altuner
